Doksan Dokuz Altınla Kaybolan Huzur Geçenlerde okuduğum küçük bir kıssa, gün boyu zihnimi meşgul etti. Hani bazen bir hikâye insanın içine oturur da durup durup kendini sorgulamasına sebep olur ya… Bu da öyleydi. Okudum, üzerine düşündüm ve bir türlü aklımdan çıkaramadım. Çünkü anlattığı şey fazlasıyla tanıdık gelmişti. Bende sizlerle paylaşmak istedim. Güç, ihtişam, servet gibi her şeye sahip olan bir padişah varmış. Ama yüreğinde aradığı huzur yokmuş. Günlerden bir gün, hizmetkârlarından biri dikkatini çekmiş. Ne zenginmiş ne de ayrıcalıklı; ama hâli sakin, duruşu vakur, yüzü huzurluymuş. İşini yaparken acele etmiyor, şikâyet etmiyor, sanki elindekilerle yetinmeyi biliyormuş. Padişah bu duruma şaşırmış ve vezirini çağırmış: “Ben bunca varlığın içindeyken bu kadar huzurlu ve mutlu değilim. O ise neredeyse hiçbir şeye sahip değilken mutlu görünüyor. Bunun sebebi nedir?” diye sormuş. Vezir kısa bir duraksamadan sonra cevap vermiş: “Çünkü o, henüz 99 kuralını bilm...
Azadeyim narından, burda yandığım yeter.. Vuslatın baharına, çiçekler açsın gönül Bir diyar-i muamma, gurbet ölümden beter... Kırk gece düğün edip, sıratı geçsin gönül...