Bazen insanın içine öyle bir sessizlik çöker ki, dışarının tüm gürültüsünden yavaşça uzaklaşır; geriye yalnızca kalbin derinlerinden yükselen ince bir çağrı kalır. Okumak, işte o çağrıya kulak vermekle başlar. Karanlık bir odanın ortasına usulca bir kandil yakmak, gönlün karanlık köşelerine hafif bir ışık tutmak gibidir. Her kelime ruhu okşayan bir melteme, her cümle ise içinizde yıllardır kavuşmayı bekleyen bir buluşmaya dönüşür. İnsan bu yolculukta fark eder ki, okumak yalnızca gözle yapılan bir eylem değil, gönülle yapılan ve kendi içine doğru atılan bir adımdır. Bu adımı attığında, okumanın aslında uçsuz bucaksız bir derya olduğunu görür insan, derinlerinde gizli bin bir mucize ve güzellik saklayan... Okudukça insan kelimelerin içinde, cümlenin ardında gizlenmiş hakikatlere rastlar; kendiyle hâllenir, demlenir ve çevresiyle barışır. Okumak bir sevda, bir aşk hâline gelir; insanın kendi kendini yenilediği bir yolculuk başlar. Bu yolculuk bilinmeyen kapıları aralar. Okuma...
Azadeyim narından, burda yandığım yeter.. Vuslatın baharına, çiçekler açsın gönül Bir diyar-i muamma, gurbet ölümden beter... Kırk gece düğün edip, sıratı geçsin gönül...