Ana içeriğe atla

Erteleme Hastalığı


Başladığımız ama bitiremediğimiz ne çok şey var, değil mi? Kitaplar, okumak için aldığımız ve bir türlü okuyamadığımız kitaplar… Yazmak için tarih attığımız günlükler…
Kaneviçeler, etaminler, örgüler… Bir köşede düğüm olmuş, yapılmayı bekleyen işler. Penceremizin pervazına konmuş küçük kuş izleri ve aslında duymamız gerekirken duymadığımız sesleri...
Açmasını beklediğimiz menekşeler, sardunyalar, sulamayı unuttuğumuz kaktüsler, petunyalar…
Ay ışığını şahit tutarak hatırlamaya çalıştığımız yüzler, “asla ayrılmayız” dediğimiz ama aylarca sesini duymadığımız dostluklar, en yakın özler ve silinmesini istemediğimiz izler…
Tamamlamak istediğimiz ama başlayamadığımız onlarca şey…
Evet, belki de şimdi tam zamanıyken bir türlü farkına varamadığımız an, zaman...
Öyle bir geçiyor ki, bir bakıyoruz sabah olmuş; ne uykuya kanmışız ne de yorgunluğumuzu atmışız. Bir gün dönümüne şahit olmuşuz belki, akşam olmuş; aklımızda onlarca iş olmasına rağmen bir tanesini bile yapmamışız.
Lades olmuşuz; bizi bize unutturup akıp giden zamana… En çok da kendimizi unutmuşuz bu hengamede. Ve işin en acı tarafı; aslında yapmamız gereken kulluk vazifelerimizi, secdelerimizi, dualarımızı ertelemiş ya da eksiltilmiş olmamız. Rabbimizin huzuruna çıkacak amelleri sonraya bırakmamız. Ne aramak istediklerimizi aramış, hatır sormuş, dua almışız; ne dinlemek istediğimiz dersleri tekrarlamışız. Saatlerce ekrana maruz kalan gözlerin isyanı kalmış elimizde…
“Asra yemin olsun ki, muhakkak ki insan hüsrandadır. Ancak iman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hep hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç.” (Asr Suresi) ayeti ile güne başlamalıyken... Müslüman olarak vazifemiz olan daveti unutuyor ve erteliyor olmuşuz. Davet, kusursuz olmayı değil, samimi olmayı gerektiriyordu oysa. Ameller niyetlere göreydi. En çokta zulme karşı durarak, zalimin karşısında mazlumun yanında olarak kardeşlerimizin yanında olmalı ve kardeşlerimizi de davet etmeliyiz.
 Erteledikçe hem kendimizin hem başkasının kurtuluşuna vesile olabileceğimiz bir fırsatı kaybediyoruz.
Belki de üzerine Rabbimizin yemin ettiği zamanı biraz yavaşlatmalıyız… Daha çok hissetmeli, daha çok fark etmeliyiz. Bir çiçeğin açışına şahit olmalıyız tefekkür ederek; kuşların kanat çırpışına, güneşin doğuşunu beklemeliyiz; yüreğimizde o mucizeyi hissederek.
Ayın karanlığı aydınlatması gibi biz de kalplerimizi nurlandırmalıyız. Ve kulluğun sadece bireysel bir sorumluluk değil, ümmete karşı bir vazife olduğunu idrak etmeliyiz.
Hayatı namazla taçlandırmalı, ekran süresini azaltmalıyız, gönle huzur katan alışkanlıklarla zamanı bereketlendirmeliyiz. Güzel insanlar, güzel ameller biriktirmeliyiz.
Çünkü ertelenen her şey aslında kaybedilen bir fırsattır.
Ve bir gün maziye baktığımızda “keşke” dememek için şimdi başlamalıyız.
Unutmamalıyız ki: kulluk yarının işi değil, bugünün emanetidir.
Rabbimiz bizden bunu istiyor: küçük de olsa samimi adımlar, devamlı ameller, gönülden edilen dualar… Ve davete devam etmek: önce nefsimizden başlayarak.
“Allah’a çağıran, dine ve dünyaya yararlı iş yapan ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır.” (Fussilet 33)
Amacımız ve hedefimiz o güzel insanlardan olmak olsun.
Rabbimizin razı olacağı müminlerden olalım inşallah.
Selam ve dua ile...

Ayşegül'den...

Yorumlar

  1. Aleyküm selam efendim, Amin ecmain inşallah efendim 🤲

    YanıtlaSil
  2. Az önce okudum yazınızı, Çok keyif alıyorum seni okurken. Kalemine sağlık 🥰

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İbrahim İçimdeki Putları Devir

"İbrahim, içimdeki putları devir elindeki baltayla. “ Bazen defalarca dinlediğimiz ezgiler vardır ya hani... Üzerinden uzun zaman geçse de unutamadığınız. Benim de uzun zamandır içimde söylenen ezgi; "İbrahim, içimdeki putları devir, elindeki baltayla... Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim? İbrahim gönlümü put sanıp kıran kim” Ne güçlü bir ifade... Yazanın kalemine, söyleyen Aykut Kuşkaya'nın yüreğine sağlık. Dinlemediyseniz mutlaka tavsiye ediyorum. Hepimizin içimizdeki putları kırma zamanı çoktan geldi. Ama önce... onları tanımamız gerekiyor. Kastettiğim putlar sadece bir taştan yapılanlar değil, gönülden de yapılan putlar vardır. Önceliğimiz olan, kural koyan, bize yön veren.... Bizim gönlümüzdeki putun adı ne? Seni ve beni İslam davasından uzaklaştıran ne? Evlat sevgisi mi? Rızık kaygısı mı? Konfor alanının sakinliği ve sıcaklığı mı? Okul telaşı, diploma yarışı mı? Hangisi bizim imanımızı gölgede bırakıyor? Hangisi yüreğimize yerleşmiş, bizi ağ...

Asra Yemin Olsun ki

Asra Yemin Olsun Ki Mümin, nerede duracağını bilmelidir. Sadece mekânsal anlamda değil; ahlaki, vicdani ve imani anlamda da. Doğru yerde durmak; rüzgâra göre savrulmadan, kalabalığa göre yön değiştirmeden, hakikat ne ise onun yanında saf tutabilmektir. Vakfe, tam da burada anlam kazanır: Durmak, aceleden kaçınmak, kalbi hizaya almak… Mümince bakış ise duruşun aynasıdır, yansımasıdır. İnsan nerede duruyorsa hayata oradan bakar; görmekten öte, anlamaya talip olur. Hikmetle bakan göz, sadece görüneni değil, görünenin ardındaki maksadı da arar. Feraset, doğru yerden bakmanın derinleşmiş hâlidir. Rahmânî bakış, bu kavramları geçici ölçülerden kurtarıp bâki değerlerle okuyabilmeyi öğretir. Zamanı, mekânı ve insan ilişkisini gündelik telaşın dışına taşıyabilmeyi… Anı tüketmek yerine anlamlandırmayı; mekânı sadece bulunulan bir yer değil, şahitlik edilen bir alan olarak görmeyi… Bizi biz yapan şeyler yalnızca yaptıklarımız değildir. Çoğu zaman, yapmamız mümkünken vazgeçt...

YÜRÜMEK

Allah’ın selamı üzerinize olsun kardeşlerim. Kardeşlerim diyorum çünkü Rabb’imiz “Müminler kardeştir.” Buyuruyor. Bu yazımda sizlere suni gündemlerden ziyade, kendi gündemimden bahsetmek istiyorum. Hafta sonu pürdikkat dinlediğim, -bazen- ağladığım ve sonrasında neden not almadım diye kendime kızdığım söyleşi tadında bir eğitim programına katıldım. Bu programın bende uyandırdığı duyguları sizlerle paylaşmak istiyorum.  “Güzellikler paylaştıkça çoğalır” sözüne hep inanarak... Programa konuşmacı olarak katılan eğitimci, hekim  Betül hanımefendiye teşekkür ediyorum. Kendisi, ömrünü “Allah yolunda daha fazla ne yapabiliriz?” derdiyle geçiren adanmış biri. Allah ondan ebeden razı olsun. “Yürümek; insan olarak yaptığımız eylemlerden biri ve yürürken aynı zamanda düşünmek” diye başladı eğitim semineri. Öyle bir yürüyüş ki; hayatını ortaya koyarcasına. Ölmek için yaşarcasına... Ya da yaşatmak için yaşamak, tıpkı Mu’âz bin Cebel gibi... İlim aşığı, Kur’an sevdalısı, g...