Hep sen konuşuyorsun, şimdi biraz da ben konuşayım. Hep sen istiyorsun, hep sen acele ediyorsun. Bana “bir şey olmaz” dediğin yerde, aslında çok şey oluyor ama sen görmezden geliyorsun.
Beni günaha öyle süsleyerek çağırıyorsun ki, isteyen sen misin, ben miyim ayırt edemiyorum. “Herkes böyle”, “kalp temiz olduktan sonra” diyerek günahı hafifletiyorsun. Oysa biliyorum; sen hakikati değil, nefse hoş geleni istiyorsun. Sabır zor geliyor sana, sınır ve kurallar rahatsız ediyor.
Gel açık açık konuşalım ey nefsim!
Sen beni günaha çağırdığında, aslında kul olmaktan uzaklaşmaya çağırıyorsun. Çünkü gıybet, yalan, ahlaksızlık sadece bir anlık hata olarak kalmıyor; kalbi zedeleyen, bakışı bozan, güveni çürüten bir yol oluyor. Sen bana bunu özgürlük diye sunuyorsun ama sonunda bıraktığın şey hep daha büyük bir pişmanlık oluyor.
Ey nefsim, sen hep “şimdi” dersin.
Ama Allah “sonra”yı da bilir.
Ben sadece şimdiyi değil, sonrasının hesabını da düşünen bir kul olmak istiyorum.
Takva burada devreye giriyor işte; gözünle, kalbinle, niyetinle Allah’ın huzurunda olduğunu bilerek… Kimse görmezken de durmak, varlıkların sahibinin her şeyi gördüğünü bilerek sabretmek.
Senin hoşuna gideni değil, Rabbinin razı olacağını seçebilmek…
Hatalar sadece bedeni değil, kalbi de kirletir. Ve kalp kirlenince ibadet ağır gelir, dua zorlaşır, huzur uzaklaşır. Sen bunu söylemezsin bana; çünkü sen anlık hazdan hoşlanırsın, bilirim.
Kul olmak, her istediğini yapmak değildir.
Kul olmak, istediğine rağmen rıza-yı İlahi için durabilmektir.
Gel, bir şey daha konuşalım ey nefsim…
Ben kendim için istediğimi tüm kardeşlerim için istiyorum. Heva ve hevesimle kimseyi ezmek istemiyorum.
Peygamber Efendimiz: “Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde iman etmiş olmaz.” buyurur. Bize bıraktığı ölçü bu; bu ölçüde istikamet üzere kalmak istiyorum.
Şimdi sus ey nefsim…
Sen sus ki, sükûtla kalp konuşsun.
“Bırak beni kul olayım.” diyorum ama biliyorum ki bu mümkün değil. Ayette Hz. Yusuf şöyle buyurur:
“Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır.” (Yusuf, 53)
Hz. Yusuf Peygamber bile seni temize çıkarmamışken, ben seni nasıl temize çıkarayım?
En güzeli, Peygamber Efendimizin duasıyla senin şerrinden Rabbime sığınayım:
“Ey Allah’ım! Senin rahmetini umuyorum. Beni göz açıp kapayıncaya kadar da olsa nefsimle baş başa bırakma. Halimi tümüyle düzelt. Senden başka ilah yoktur.”
Biliyorum ey nefsim, aceleyle yaşanan bir pişmanlıktan daha hayırlıdır sabırla uzak durulan bir günah…
Günahtan kaçındığımda bu sefer de beni sevap işlemekten alıkoyacaksın. Senin aldatmalarınla baş etmek kolay değil. Yardım etmek istesem, “Allah dileseydi onlara da verirdi.” dersin. Cihat etmek istesem, “Dünyayı sen mi düzelteceksin?” dersin. İbadet etmek istesem, “Acele etme, daha vaktin var.” dersin.
Fısıltıların kalbimin dengesini bozar sana kulak assam. Sen bana “Yapamazsın”, “sabredemezsin” dersin.
Ama ben niyet ettim senin şerrinden Rabbime sığınmaya…
Belki zorlanacağım, belki yanılacağım, belki düşüp yeniden ayağa kalkacağım.
Ama ben biliyorum: Allah kulunu zayi etmez ve sabredenlerle beraberdir.
Selam ve dua ile…
Ayşegül'den...
Ve Aleyküm selam efendim, Rabbim razı olsun efendim, elinize emeğinize sağlık çok teşekkür ederim selamlar saygılar
YanıtlaSilKaleminize sağlık hocam. Şu çağdaki insanların özeti olmuş. Çok hatalı ve günahkarız. Nefsimizden Allah'a sığınırız
YanıtlaSil