Asra Yemin Olsun Ki
Mümin, nerede duracağını bilmelidir.
Sadece mekânsal anlamda değil; ahlaki, vicdani ve imani anlamda da.
Doğru yerde durmak; rüzgâra göre savrulmadan, kalabalığa göre yön değiştirmeden, hakikat ne ise onun yanında saf tutabilmektir.
Vakfe, tam da burada anlam kazanır: Durmak, aceleden kaçınmak, kalbi hizaya almak…
Mümince bakış ise duruşun aynasıdır, yansımasıdır.
İnsan nerede duruyorsa hayata oradan bakar; görmekten öte, anlamaya talip olur. Hikmetle bakan göz, sadece görüneni değil, görünenin ardındaki maksadı da arar. Feraset, doğru yerden bakmanın derinleşmiş hâlidir.
Rahmânî bakış, bu kavramları geçici ölçülerden kurtarıp bâki değerlerle okuyabilmeyi öğretir.
Zamanı, mekânı ve insan ilişkisini gündelik telaşın dışına taşıyabilmeyi…
Anı tüketmek yerine anlamlandırmayı; mekânı sadece bulunulan bir yer değil, şahitlik edilen bir alan olarak görmeyi…
Bizi biz yapan şeyler yalnızca yaptıklarımız değildir.
Çoğu zaman, yapmamız mümkünken vazgeçt...
Bazen insanın içine öyle bir sessizlik çöker ki, dışarının tüm gürültüsünden yavaşça uzaklaşır; geriye yalnızca kalbin derinlerinden yükselen ince bir çağrı kalır. Okumak, işte o çağrıya kulak vermekle başlar. Karanlık bir odanın ortasına usulca bir kandil yakmak, gönlün karanlık köşelerine hafif bir ışık tutmak gibidir. Her kelime ruhu okşayan bir melteme, her cümle ise içinizde yıllardır kavuşmayı bekleyen bir buluşmaya dönüşür. İnsan bu yolculukta fark eder ki, okumak yalnızca gözle yapılan bir eylem değil, gönülle yapılan ve kendi içine doğru atılan bir adımdır. Bu adımı attığında, okumanın aslında uçsuz bucaksız bir derya olduğunu görür insan, derinlerinde gizli bin bir mucize ve güzellik saklayan... Okudukça insan kelimelerin içinde, cümlenin ardında gizlenmiş hakikatlere rastlar; kendiyle hâllenir, demlenir ve çevresiyle barışır. Okumak bir sevda, bir aşk hâline gelir; insanın kendi kendini yenilediği bir yolculuk başlar. Bu yolculuk bilinmeyen kapıları aralar. Okuma...