Ana içeriğe atla

SABIR, ŞÜKÜR VE İMTİHAN


Sabır, Şükür ve İmtihan Bilinci
Allah katında kim daha üstündür: zorlukla imtihan edilip sabreden mi, yoksa nimetle imtihan edilip şükreden mi?
İbn Kayyim el-Cevziyye’nin Sabredenler ve Şükredenler adlı eserinde ele aldığı temel bir sorudur bu...
Bu soru aslında kendimize zaman zaman sormamız ve muhasebesini yapmamız gereken bir konudur. Hayatımızın bu dönemi sabır dönemi mi, yoksa şükür dönemi mi?
İnsan olarak ömrümüz boyunca bu iki hâl arasında gidip geliriz. Bazen verilen nimetlere şükretmemiz, bazen de zorluklara sabretmemiz gerekir. Asıl mesele, bu hâllerin bizi nasıl dönüştürdüğüdür...
Sabrederken isyana mı savruluyoruz, yoksa teslimiyeti mi öğreniyoruz? Şükrederken şımarmadan, kibirlenmeden, nimeti verenin Allah olduğunu unutmadan yaşayabiliyor muyuz?
Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de sabredenler de, şükredenler de övülür. Zira her iki durumda da ortak bir hakikat vardır: Her şeyin Allah’tan geldiğinin farkına varmak.
Rabbimiz ayetinde şöyle buyurur:
“Sizi mutlaka biraz korku ve açlık ile; biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden yoksunlaştırmak suretiyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” (Bakara Suresi, 155. Ayet)
İmtihanda olduğumuzun farkında olmak bizleri doğru yola yöneltir, istikamet üzere tutar. Dolayısıyla; varlıkta da yoklukta da, darlıkta da ferahlıkta da, nimette de külfette de aynı duruşu koruyabiliyorsak, işte o zaman imtihanı başarıyla veriyoruz demektir.
İmtihanın büyüğü sadece yoklukla değil, bazen varlıkla da gelir.
Yine Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Allah’ın sevgi ve taatini mal ve evlat sevgisine tercih edenleri Allah katında büyük bir mükâfat beklemektedir.” (Teğabün Suresi, 15. Ayet)
Varlık, sağlık, mevki, güç, zenginlik gibi nimetler aslında ağır birer sorumluluk ve imtihandır. Kendimize sormamız gerekir: Elimdeki gücü nasıl kullanıyorum? Verilen nimetlerin farkında mıyım?
Hz. Ali (r.a.) der ki:
“Yaşadığımız şey eğer bizi Allah’a yaklaştırıyorsa imtihandır; uzaklaştırıyorsa cezadır.”
O hâlde sormalıyız kendimize: Sahip olduklarım beni Allah’a yaklaştırıyor mu, yoksa uzaklaştırıyor mu? Bu soruları sormak ve samimiyetle cevaplamak, hesap verilebilir bir hayatın temelidir.
İbn Kayyim’in dediği gibi, varlık rahmettir. Zira var olmak bile başlı başına büyük bir nimettir. Nefes almak, görmek, konuşmak, bir dostla muhabbet etmek, gece yıldızların, sabah güneşinin yeniden doğduğuna şahit olmak… Bunların her biri, gören bir yüreğimiz varsa, hayatın aslında nasıl bir lütuf olduğunu hatırlatır.
Bu farkındalık, şükrün kapısını açar; insanı tefekküre ve tedebbüre sevk eder. Böylece insan derinleşir, sahip olduklarının kıymetini daha iyi anlar.
Ne yazık ki öyle bir çağdayız ki; modern dünyanın dayattığı yaşam biçimi, bizlere arzularımızı ihtiyaç gibi göstermeye başladı. Oysa insanın gerçek ihtiyaçları sınırlıdır; sınırsız olan arzularıdır. Arzularını ihtiyaç sanan kimse asla tatmin olamaz. Gerçek huzur, ihtiyaçların karşılanmasında değil, şükür bilincinde saklıdır.
Temel ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra, hayatımızı anlamlı kılacak değerlere yönelmeliyiz: dostluk, sevgi, sadakat, ilim, kültür, sanat, yardımlaşma, adalet... İnsanı zenginleştiren bunlardır. Maddi varlığı az olsa bile, kalbi bu değerlerle dolu bir insan, dünyanın en zenginidir.
Sonuç olarak; insan, ömrü boyunca sabırla şükrün, varlıkla yokluğun, nimetle külfetin muhasebesini yapmalıdır. Her an kendini hesaba çekmek, hakiki bir hesap bilincinin göstergesidir. Kendini hesaba çeken kişi, Allah’ın huzurunda hesabını kolay verir.
Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de buyurduğu gibi:
“Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.” (Haşr Suresi, 19. Ayet)
Unutmayalım ki; hesap vermeyi unutan, hayatın anlamını da unutur!
Rabbim bize kendimizi ve kendini unutturmasın.
Selam ve dua ile...

Ayşegül Duran

Yorumlar

  1. Unutmayalım ki; hesap vermeyi unutan, hayatın anlamını da unutur!👏👏👏

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumanız çok kıymetli... teşekkür ediyorum.

      Sil
  2. Rabbim unutturmasın hocam 😔

    YanıtlaSil
  3. Eline emeğine yüreğine sağlık kıymetli Hocam çok teşekkür ederim, Rabbim Razı olsun efendim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin. Rabbim razı olacağı hal üzere eylesin hepimizi. Sağ olun kardeşim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İbrahim İçimdeki Putları Devir

"İbrahim, içimdeki putları devir elindeki baltayla. “ Bazen defalarca dinlediğimiz ezgiler vardır ya hani... Üzerinden uzun zaman geçse de unutamadığınız. Benim de uzun zamandır içimde söylenen ezgi; "İbrahim, içimdeki putları devir, elindeki baltayla... Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim? İbrahim gönlümü put sanıp kıran kim” Ne güçlü bir ifade... Yazanın kalemine, söyleyen Aykut Kuşkaya'nın yüreğine sağlık. Dinlemediyseniz mutlaka tavsiye ediyorum. Hepimizin içimizdeki putları kırma zamanı çoktan geldi. Ama önce... onları tanımamız gerekiyor. Kastettiğim putlar sadece bir taştan yapılanlar değil, gönülden de yapılan putlar vardır. Önceliğimiz olan, kural koyan, bize yön veren.... Bizim gönlümüzdeki putun adı ne? Seni ve beni İslam davasından uzaklaştıran ne? Evlat sevgisi mi? Rızık kaygısı mı? Konfor alanının sakinliği ve sıcaklığı mı? Okul telaşı, diploma yarışı mı? Hangisi bizim imanımızı gölgede bırakıyor? Hangisi yüreğimize yerleşmiş, bizi ağ...

Asra Yemin Olsun ki

Asra Yemin Olsun Ki Mümin, nerede duracağını bilmelidir. Sadece mekânsal anlamda değil; ahlaki, vicdani ve imani anlamda da. Doğru yerde durmak; rüzgâra göre savrulmadan, kalabalığa göre yön değiştirmeden, hakikat ne ise onun yanında saf tutabilmektir. Vakfe, tam da burada anlam kazanır: Durmak, aceleden kaçınmak, kalbi hizaya almak… Mümince bakış ise duruşun aynasıdır, yansımasıdır. İnsan nerede duruyorsa hayata oradan bakar; görmekten öte, anlamaya talip olur. Hikmetle bakan göz, sadece görüneni değil, görünenin ardındaki maksadı da arar. Feraset, doğru yerden bakmanın derinleşmiş hâlidir. Rahmânî bakış, bu kavramları geçici ölçülerden kurtarıp bâki değerlerle okuyabilmeyi öğretir. Zamanı, mekânı ve insan ilişkisini gündelik telaşın dışına taşıyabilmeyi… Anı tüketmek yerine anlamlandırmayı; mekânı sadece bulunulan bir yer değil, şahitlik edilen bir alan olarak görmeyi… Bizi biz yapan şeyler yalnızca yaptıklarımız değildir. Çoğu zaman, yapmamız mümkünken vazgeçt...

YÜRÜMEK

Allah’ın selamı üzerinize olsun kardeşlerim. Kardeşlerim diyorum çünkü Rabb’imiz “Müminler kardeştir.” Buyuruyor. Bu yazımda sizlere suni gündemlerden ziyade, kendi gündemimden bahsetmek istiyorum. Hafta sonu pürdikkat dinlediğim, -bazen- ağladığım ve sonrasında neden not almadım diye kendime kızdığım söyleşi tadında bir eğitim programına katıldım. Bu programın bende uyandırdığı duyguları sizlerle paylaşmak istiyorum.  “Güzellikler paylaştıkça çoğalır” sözüne hep inanarak... Programa konuşmacı olarak katılan eğitimci, hekim  Betül hanımefendiye teşekkür ediyorum. Kendisi, ömrünü “Allah yolunda daha fazla ne yapabiliriz?” derdiyle geçiren adanmış biri. Allah ondan ebeden razı olsun. “Yürümek; insan olarak yaptığımız eylemlerden biri ve yürürken aynı zamanda düşünmek” diye başladı eğitim semineri. Öyle bir yürüyüş ki; hayatını ortaya koyarcasına. Ölmek için yaşarcasına... Ya da yaşatmak için yaşamak, tıpkı Mu’âz bin Cebel gibi... İlim aşığı, Kur’an sevdalısı, g...