Ana içeriğe atla

Gönülle Okumak


Bazen insanın içine öyle bir sessizlik çöker ki, dışarının tüm gürültüsünden yavaşça uzaklaşır; geriye yalnızca kalbin derinlerinden yükselen ince bir çağrı kalır. Okumak, işte o çağrıya kulak vermekle başlar. Karanlık bir odanın ortasına usulca bir kandil yakmak, gönlün karanlık köşelerine hafif bir ışık tutmak gibidir. Her kelime ruhu okşayan bir melteme, her cümle ise içinizde yıllardır kavuşmayı bekleyen bir buluşmaya dönüşür. İnsan bu yolculukta fark eder ki, okumak yalnızca gözle yapılan bir eylem değil, gönülle yapılan ve kendi içine doğru atılan bir adımdır.

Bu adımı attığında, okumanın aslında uçsuz bucaksız bir derya olduğunu görür insan, derinlerinde gizli bin bir mucize ve güzellik saklayan... Okudukça insan kelimelerin içinde, cümlenin ardında gizlenmiş hakikatlere rastlar; kendiyle hâllenir, demlenir ve çevresiyle barışır. Okumak bir sevda, bir aşk hâline gelir; insanın kendi kendini yenilediği bir yolculuk başlar. Bu yolculuk bilinmeyen kapıları aralar. Okumak bazen görünmeyeni gösterir; kapı açıldıkça yeni bir ruh dolar içeri, hisler incelir, bakış derinleşir. Belki de bu yüzden, solmak üzere olan nice yüreğe bir nevi âb-ı hayat olur okumak. İnsanın iç âlemini yeniden keşfetmesi gibidir.

Zira insan alışkanlıklarıyla var olan bir canlıdır. Güzel alışkanlıklar çoğaldıkça karakter de güzelleşir. Okumak bu güzel alışkanlıkların en kıymetlilerindendir; çünkü insanı hem içten hem dıştan besler. Okuyan insanın gönül toprağı genişler, kökleri derinleşir, ruhu gürleşir.

Okumak yalnızca çok satan kitapları bitirmek ya da dünya klasiklerinden ibaret değildir. Okumak; insanı, tabiatı, kâinatı ve bunca gürültüye rağmen sessizliği duymaktır. Bir çocuğun gözündeki masumiyeti görmek, bir yaşlının bakışındaki hikmeti bilmek, bir yüreğin atışında saklı merhameti duymaktır. Evvela okumak, kelamın insanın ruhunda açtığı ferahlığı hissetmek başlar.

Okumak, yaşamak kadar, hatta bazen yaşamanın kendisinden daha öğreticidir. Okudukça kelime hazinemiz genişler; her kitap hayatımıza açılan bir pencere olur. Her kelâm, gökyüzüne astığımız bir yıldızdır. Yıldızlar çoğaldıkça gecemiz aydınlanır, yolumuz belirginleşir. Çünkü okumak; beslenmek, su içmek, nefes almak, konuşmak gibidir: insanı diri tutar, kalbini tazeler, ufkunu genişletir.

Okumak, insanı Rabbine yaklaştıran bir hâlden başka bir hâle yolculuktur. Nitekim bizi bizden iyi bilen Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Oku! Yaratan Rabbinin adıyla. O, insanı bir alak’tan yarattı. Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin en büyük kerem sahibidir.” (Alak, 1–5)

Okumak mümine bir emir, bir davet, bir hatırlatıcıdır. İnsanın kendi hakikatine, özüne doğru yürüyüşüdür. Ne acıdır ki, “Oku!” emriyle başlayan bir kitabın ümmeti olarak okumayı ihmal ediyoruz. Oysa okumak sadece bilmek değil; bilginin insanı dönüştürmesine şahit olmaktır. İnsan ancak okudukça olgunlaşır; derinleşir; kendi yolunu daha net görür. Bu yüzden evvela kendimizi okumalıyız:

Hangi yoldayım? Neye yöneliyorum? Ben kimim? Neyin peşinden gidiyorum?

Her sorunun cevabı, kalbe dokunan kelimelerin içindedir. Okudukça fark ederiz ki, hakikat uzak değildir; yol dışarıdan ziyade içimize doğrudur. İnsan okudukça kendi içine iner; içi aydınlandıkça dışı güzelleşir. O zaman hayatın neresine baksa hikmeti görmeye başlar.

Cehalet insanın içini kemiren bir kurttur; güzel olan ne varsa sessizce kemirir, ruhu karartır. Okumak ise bu karanlığa yakılan bir kandildir. Bu yüzden:

Oku… ama yalnız gözlerinle değil!

Yüreğinle oku; iyi niyetle, arayışla, anlayışla oku. Çünkü insan bazen bir satırda kendini ararken, bazen bir kelimede Rabbinden bir uyarı bulur. 

Okuyan insan gökyüzüne baktıkça çoğalan yıldızlarını görür. Her biri yolunu aydınlatmak için parlayan bir işarettir. Her biri karanlığı aydınlatan bir nurdur. O nur ile okur, yazar, yaşar ve yaşatır. 

Rabbim kelâmullahı hakkıyla okumayı, okuduğumuzu doğru anlamayı, anladığımızı yaşamayı, yaşadığımızı anlatmayı nasip etsin.

Okuma eylemini hakkıyla yapanlardan olalım inşallah. 

Selam ve dua ile...
Ayşegül'den...

Yorumlar

  1. Kıymetli Hocam Kaleminize Yüreğinize sağlık, Rabb'im Bizleri İdrak edenlerden eylesin inşallah Amin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah razı olacağı hal üzere eylesin kardeşim. Sağ olun. Amin.

      Sil
  2. Kalemine sağlık çok güzel..hayırlı sabahlar🌹🌹🌹

    YanıtlaSil
  3. Bayildim :) kelamina saglik canim ablam ♥️

    YanıtlaSil
  4. Çok guzel Baskanim
    Yùreginize saglik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okudugunuza çok sevindim başkanım. Sağ olun 🥰

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İbrahim İçimdeki Putları Devir

"İbrahim, içimdeki putları devir elindeki baltayla. “ Bazen defalarca dinlediğimiz ezgiler vardır ya hani... Üzerinden uzun zaman geçse de unutamadığınız. Benim de uzun zamandır içimde söylenen ezgi; "İbrahim, içimdeki putları devir, elindeki baltayla... Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim? İbrahim gönlümü put sanıp kıran kim” Ne güçlü bir ifade... Yazanın kalemine, söyleyen Aykut Kuşkaya'nın yüreğine sağlık. Dinlemediyseniz mutlaka tavsiye ediyorum. Hepimizin içimizdeki putları kırma zamanı çoktan geldi. Ama önce... onları tanımamız gerekiyor. Kastettiğim putlar sadece bir taştan yapılanlar değil, gönülden de yapılan putlar vardır. Önceliğimiz olan, kural koyan, bize yön veren.... Bizim gönlümüzdeki putun adı ne? Seni ve beni İslam davasından uzaklaştıran ne? Evlat sevgisi mi? Rızık kaygısı mı? Konfor alanının sakinliği ve sıcaklığı mı? Okul telaşı, diploma yarışı mı? Hangisi bizim imanımızı gölgede bırakıyor? Hangisi yüreğimize yerleşmiş, bizi ağ...

Asra Yemin Olsun ki

Asra Yemin Olsun Ki Mümin, nerede duracağını bilmelidir. Sadece mekânsal anlamda değil; ahlaki, vicdani ve imani anlamda da. Doğru yerde durmak; rüzgâra göre savrulmadan, kalabalığa göre yön değiştirmeden, hakikat ne ise onun yanında saf tutabilmektir. Vakfe, tam da burada anlam kazanır: Durmak, aceleden kaçınmak, kalbi hizaya almak… Mümince bakış ise duruşun aynasıdır, yansımasıdır. İnsan nerede duruyorsa hayata oradan bakar; görmekten öte, anlamaya talip olur. Hikmetle bakan göz, sadece görüneni değil, görünenin ardındaki maksadı da arar. Feraset, doğru yerden bakmanın derinleşmiş hâlidir. Rahmânî bakış, bu kavramları geçici ölçülerden kurtarıp bâki değerlerle okuyabilmeyi öğretir. Zamanı, mekânı ve insan ilişkisini gündelik telaşın dışına taşıyabilmeyi… Anı tüketmek yerine anlamlandırmayı; mekânı sadece bulunulan bir yer değil, şahitlik edilen bir alan olarak görmeyi… Bizi biz yapan şeyler yalnızca yaptıklarımız değildir. Çoğu zaman, yapmamız mümkünken vazgeçt...

YÜRÜMEK

Allah’ın selamı üzerinize olsun kardeşlerim. Kardeşlerim diyorum çünkü Rabb’imiz “Müminler kardeştir.” Buyuruyor. Bu yazımda sizlere suni gündemlerden ziyade, kendi gündemimden bahsetmek istiyorum. Hafta sonu pürdikkat dinlediğim, -bazen- ağladığım ve sonrasında neden not almadım diye kendime kızdığım söyleşi tadında bir eğitim programına katıldım. Bu programın bende uyandırdığı duyguları sizlerle paylaşmak istiyorum.  “Güzellikler paylaştıkça çoğalır” sözüne hep inanarak... Programa konuşmacı olarak katılan eğitimci, hekim  Betül hanımefendiye teşekkür ediyorum. Kendisi, ömrünü “Allah yolunda daha fazla ne yapabiliriz?” derdiyle geçiren adanmış biri. Allah ondan ebeden razı olsun. “Yürümek; insan olarak yaptığımız eylemlerden biri ve yürürken aynı zamanda düşünmek” diye başladı eğitim semineri. Öyle bir yürüyüş ki; hayatını ortaya koyarcasına. Ölmek için yaşarcasına... Ya da yaşatmak için yaşamak, tıpkı Mu’âz bin Cebel gibi... İlim aşığı, Kur’an sevdalısı, g...